PROGRAM

14 Ekim 2026

  • Perinatal dönemdeki duygudurum bozukluğu alan kadın hastalarla görüşme ilkeleri Fisun Akdeniz
  • Perinatal dönemde major depresif bozukluğun yönetimi ve tedavisi Pınar Çetinay Aydın
  • Perinatal dönemde bipolar bozukluğun yönetimi ve tedavisi Aslı Ceren Hınç

Perinatal dönem, duygudurum bozukluğu olan kadınlarda hastalık seyrinin, anne ve bebek sağlığının ve tedaviye ilişkin kararların birlikte ele alınmasını gerektiren kritik bir dönemdir. Özellikle yineleyen duygudurum bozukluklarında gebelik planlamasından doğum sonrası döneme uzanan süreç; relaps riskinin değerlendirilmesi, ilaç tedavilerin yarar–risk dengesinin gözetilmesi, yakın klinik izlem ve farklı disiplinler arasında iş birliği gerektiren güç klinik kararları beraberinde getirir.

Bu başlık altında duygudurum bozukluğu (majör depresif bozukluk ve bipolar bozukluk) olan kadınların perinatal dönemde değerlendirilmesi, izlenmesi ve yönetimine ilişkin temel bilgi ve klinik karar verme becerilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır.

İlk bölümünde, majör depresyonu veya bipolar bozukluğu olan hastanın gebelik öncesi ve perinatal dönem açısından değerlendirilmesi; hastalık öyküsü, yineleme riski, mevcut tedaviler, gebelik planları ve bireyselleştirilmiş yarar–risk değerlendirmesi çerçevesinde ele alınacaktır. İkinci bölümde majör depresyonu olan hastanın gebelik süresince izlem ve tedavi yönetimi, relaps riskinin belirgin olarak arttığı doğum sonrası dönemde koruyucu yaklaşım, erken belirti ve bulguların tanınması ve tedavi planlaması üzerinde durulacaktır. Üçüncü bölümde ise bipolar bozukluğu olan kadın hastanın relaps riskinin belirgin olarak arttığı doğum sonrası dönemde koruyucu yaklaşım, erken belirti ve bulguların tanınması ve tedavi planlaması üzerinde durulacaktır.

Teorik aktarımların ardından katılımcılar küçük gruplara ayrılarak klinik olgular üzerinde çalışacaktır. Gerçek yaşam pratiğinde karşılaşılabilecek karar noktalarını içeren olgular üzerinden değerlendirme, tedavi seçenekleri, yarar–risk dengesi, izlem planı ve multidisipliner yaklaşım tartışılacaktır. Her grup, geliştirdiği klinik yaklaşımı kısa bir sunumla diğer katılımcılarla paylaşacak; farklı yaklaşımlar eğiticiler ve katılımcılarla birlikte değerlendirilecektir.

İnteraktif ve olgu temelli olarak yapılandırılan çalışma grubunun sonunda katılımcıların, bipolar bozukluğu olan bir hastada gebelik öncesinden doğum sonrası döneme kadar riskleri sistematik biçimde değerlendirebilmesi, bireyselleştirilmiş bir izlem ve tedavi planı oluşturabilmesi ve klinik kararlarını anne–bebek yarar–risk dengesi çerçevesinde gerekçelendirebilmesi hedeflenmektedir.

15 Ekim 2026

Kumar Oynama Bozukluğu ve Duygudurum Bozuklukları

Kumar oynama bozukluğu ile duygudurum bozuklukları arasındaki ilişki, tanısal değerlendirme ve tedavi süreçlerinde önemli klinik güçlükleri beraberinde getirmektedir. Özellikle bipolar bozuklukta mani ve hipomani dönemlerinde ortaya çıkan risk alma ve aşırı para harcama davranışlarının bağımsız kumar oynama bozukluğundan ayırt edilmesi, kumar kayıplarıyla ilişkili depresif belirtilerin değerlendirilmesi ve eşlik eden psikiyatrik bozuklukların tanınması, uygun tedavi yaklaşımının belirlenmesinde önem taşımaktadır.
Bu etkileşimli çalışma grubunda kumar oynama bozukluğu ile duygudurum bozuklukları arasındaki ilişki; ayırıcı tanı, klinik risklerin değerlendirilmesi, tedavi planlaması ve uzun dönem izlem açısından ele alınacaktır. Olgu örnekleri ve küçük grup çalışmaları aracılığıyla katılımcıların tanısal ve terapötik karar verme süreçlerine aktif katılımı sağlanacaktır.
Eğiticiler ve Grup Yöneticileri
Berna Diclenur Uluğ, Merih Altıntaş, Mine Ergelen Yalçın, Ahmet Gürcan, Arda Bağcaz

Giriş ve Konunun Önemi
Berna Diclenur Uluğ
Kumar oynama bozukluğu ile duygudurum bozuklukları arasındaki ilişkinin klinik önemi ele alınacak; tanısal değerlendirme, risk yönetimi ve tedavi süreçlerinde karşılaşılan temel güçlükler üzerinde durulacaktır.

Tanısal Düğümlere Bakış
Mine Ergelen Yalçın
Kumar oynama davranışının bağımsız bir bozukluk mu, yoksa duygudurum epizodunun bir parçası mı olduğunun belirlenmesine yönelik tanısal yaklaşımlar değerlendirilecektir. Hipomani ve mani dönemlerinde artmış risk alma ve para harcama davranışlarının kumar oynama bozukluğundan ayrımı, kumar kayıplarına bağlı gelişen depresif belirtiler ile primer majör depresif bozukluğun ayırıcı tanısı ve eşlik eden madde kullanımı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile kişilik özelliklerinin tanısal değerlendirmedeki yeri tartışılacaktır.

Risk Değerlendirmesi, Tedavi ve İzlem Nasıl Olmalı?
Merih Altıntaş
Kumar oynama bozukluğunda borçlanma, finansal kayıplar, aile ilişkilerinde bozulma, işlevsellik kaybı ve gizleme davranışı gibi klinik ve psikososyal sonuçlar ele alınacaktır. Özellikle intihar düşüncesi ve davranışının değerlendirilmesi, eşlik eden bipolar bozukluk ve depresyonun tedavi planına etkileri ile bütüncül tedavi ve izlem yaklaşımları üzerinde durulacaktır.

Olgu Çalışması: Tanısal ve Terapötik Güçlükler
Arda Bağcaz ve Ahmet Gürcan
Kumar oynama bozukluğu ve duygudurum bozukluklarının birlikte görüldüğü örnek bir olgu üzerinden tanısal değerlendirme, ayırıcı tanı, risk belirleme ve tedavi planlamasında karşılaşılan güçlükler tartışılacaktır. Olguya ilişkin temel klinik sorular ve çözülmesi gereken sorunlar katılımcılarla birlikte ele alınacaktır.
Etkileşimli Grup Çalışmaları ve Olgu Tartışmaları
Katılımcılar küçük çalışma gruplarına ayrılarak kendilerine sunulan yazılı olgu örneklerini değerlendireceklerdir. Yapılandırılmış tanısal değerlendirme ve tedavi planı tabloları aracılığıyla her grubun olguya özgü tanısal yaklaşım geliştirmesi, klinik riskleri belirlemesi ve uygun tedavi ile izlem stratejilerini oluşturması amaçlanmaktadır.
Grup çalışmaları sonrasında katılımcıların hazırladıkları değerlendirmeler ve tedavi önerileri ortak oturumda sunularak eğiticiler ve diğer katılımcılarla birlikte tartışılacaktır. Böylece farklı klinik yaklaşımların karşılaştırılması ve kumar oynama bozukluğu ile duygudurum bozukluklarının birlikte görüldüğü olgularda tanısal ve terapötik karar verme becerilerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.

 

  • Hipomani ile Karışabilen Durumlar ve Bipolar Bozukluğun Artmış Tanısı Ömer Aydemir
  • Unipolar mı, Bipolar mı? Depresyonda Klinik İpuçları Onur Gökçen
  • Unipolar mı, Bipolar mı? Depresyonda Bilişsel ve Nörobiyolojik İpuçları Ece Özlem Öztürk
  • Bipolar Bozuklukta Risk Altındaki Bireyi Tanımak: Kim, Ne Zaman ve Nasıl? Simge Uzman Özbek

Bipolar bozukluğun doğru ve zamanında tanınması, klinik pratiğin önemli güçlüklerinden biridir. Hipomanik belirtilerin farklı klinik durumlarla örtüşmesi aşırı tanıya yol açabilirken, özellikle depresyonla başvuran bireylerde bipolaritenin gözden kaçması tanıda gecikmeye ve uygun olmayan tedavi yaklaşımlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle bipolaritenin klinik özellikler, hastalık seyri, bilişsel ve nörobiyolojik bulgular ile bireysel risk etkenleri birlikte değerlendirilerek ele alınması önemlidir.

Bu panelde bipolar bozukluğun tanısında karşılaşılan temel sorunlar farklı perspektiflerden tartışılacaktır. İlk bölümde hipomani ile karışabilen durumlar ve bipolar bozukluğun artmış tanısı, ikinci bölümde unipolar ve bipolar depresyonun klinik ayrımı, üçüncü bölümde ise bu ayrımda bilişsel ve nörobiyolojik ipuçlarının olası katkıları ele alınacaktır. Son bölümde bipolar bozukluk açısından yüksek risk taşıyan bireylerin kimler olduğu, riskin ne zaman belirginleştiği ve bu bireylerin nasıl tanınabileceği üzerinde durulacaktır.

Panel sonunda katılımcıların, bipolar bozuklukta hem aşırı tanı hem de yetersiz tanı risklerini daha sistematik biçimde değerlendirebilmesi; unipolar ve bipolar depresyon ayrımında klinik, bilişsel ve nörobiyolojik göstergeleri birlikte yorumlayabilmesi ve yüksek riskli bireylerin erken dönemde tanınmasına yönelik bütüncül bir yaklaşım geliştirebilmesi hedeflenmektedir.

Duygudurum Bozukluklarında Yeni İlaçlar
Duygudurum bozukluklarının farmakoterapisinde yeni etki mekanizmalarına sahip ilaçlar ve mevcut tedavilerin farklı klinik kullanım alanları, bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarına yönelik yeni olanaklar sunmaktadır. Özellikle bipolar depresyonda antidepresif etkinliğin duygudurum stabilizasyonuyla birlikte sağlanması, mani veya hipomaniye kayma riskinin gözetilmesi ve tedaviye dirençli olgularda alternatif farmakolojik stratejilerin geliştirilmesi, güncel klinik uygulamanın önemli tartışma alanları arasındadır.
Bu panelde serotonin-dopamin modülatörlerinin duygudurum bozukluklarındaki yeri, bipolar depresyonda antidepresif etkinlik ile duygudurum stabilizasyonu arasındaki denge ve uyarıcı özellikli ilaçların bipolar depresyon tedavisindeki potansiyel kullanım alanları, güncel bilimsel kanıtlar ve klinik uygulamalar ışığında ele alınacaktır.

Yeni Serotonin Dopamin Modülatörleri
Ali Saffet Gönül
Serotonin ve dopamin sistemleri üzerinde farklı reseptör profilleri aracılığıyla etki gösteren yeni farmakolojik ajanların duygudurum bozukluklarındaki kullanım alanları; etki mekanizmaları, klinik etkinlikleri, tolerabilite özellikleri ve mevcut tedavi seçenekleri arasındaki yerleri açısından değerlendirilecektir.

Depresyonu Düzeltirken Dengelemek Mümkün mü?
Kürşat Altınbaş
Bipolar depresyon tedavisinde depresif belirtilerin düzeltilmesi ile duygudurum stabilizasyonunun sürdürülmesi arasındaki klinik denge ele alınacaktır. Farmakolojik tedavi seçenekleri; antidepresif etkinlikleri, mani veya hipomaniye kayma riski, uzun dönem duygudurum stabilitesi ve bireyselleştirilmiş tedavi stratejileri açısından tartışılacaktır.

Uyarıcı Özellikli İlaçlarla Bipolar Depresyon Tedavi Edilir mi?
Çağdaş Eker
Bipolar depresyonda uyarıcı özellikli ilaçların potansiyel terapötik rolleri, özellikle rezidüel depresif belirtiler, anergi, yorgunluk ve bilişsel yakınmalar bağlamında değerlendirilecektir. Psikostimülanlar ve uyanıklığı artırıcı ajanların etkinlik ve güvenlik verileri, mani veya hipomaniye kayma riski ve seçilmiş hasta gruplarındaki olası kullanım alanları güncel bilimsel kanıtlar ışığında tartışılacaktır.